Başbakan Erdoğan’ın İstişare Toplantısı‘nda yaptığı konuşmanın tam metni
Posted by
AK PARTİ BAĞLAR TEŞKİLATI
under
Türkiye İstatistik Kurumu bugün saat 10 itibariyle 2011 yılının ilk çeyrek büyüme oranlarını açıkladı. Türkiye ekonomisi 2011’in ilk çeyreğinde, yani Ocak, Şubat, Mart döneminde yüzde 11 gibi çok yüksek bir büyüme kaydetti. Çin ve Arjantin’in önüne geçmek suretiyle dünya 1’incisi olduk. Tabi bu bizim ayaklarımızı yerden kesmeyecek, bu işi daha ciddi tutmamızın da aynı zamanda sinyalidir, daha dikkatli olacağız, daha kararlı olacağız, daha aydınlık yarınları bu gidişimizle beraber inşallah hazırlayacağız.
Geçtiğimiz yıl ilk çeyrekte gayri safi yurtiçi hasılamız 160 milyar dolar olmuştu. Bu yıl ise gayri safi milli hasılamız ilk çeyrekte 180 milyar 608 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu muhteşem gelişmenin, bu güzel haberin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah bu şekilde devam edecek ve 2008 seviyesi olan 742 milyar doları bu yıl sonunda da yakalayacak ve Allah’ın izniyle aşacağız. 2023 hedefimiz olan 2 trilyon dolar milli gelire de İnşallah bu ivmeyle devam edip ulaşacağız.
Değerli arkadaşlarım; Bismillah diyerek başladığımız bu ilk istişare ve değerlendirme toplantımızda Allah’tan yolumuzu, bahtımızı her daim açık tutmasını niyaz ediyorum. Bundan 10 yıl önce 14 Ağustos 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisini halis niyetlerle, samimi duygularla, inanç ve kararlılıkla çok büyük bir coşku ve heyecanla kurmuştuk. Bizim o günkü hissiyatımız kötü gidişe dur diyen milletimizin hissiyatıydı. O gündü heyecanımız “yeter, söz de, karar da milletindir” diyen halkımızın heyecanıydı. 3 Kasım 2002 seçimleri krizlerden yorgun düşen milletimizin AK PARTi’yi yönetime getirerek, sürece müdahale etmesi anlamını taşıyordu. Kuruluş aşamasından itibaren milletle birlikte yol yürüyen AK PARTi, milletin rotasından asla ayrılmadı, milletin hedef ve amaçlarından hiç sapmadı. Biz siyasetimizin varlık sebebini insana hizmet, millete hizmet olarak belirledik. Hiçbir ayrım gözetmeden bütün vatandaşlarımıza gönlümüzü açtık. Onların hissiyatına tercüman olmak için mücadele ettik. İktidara gelmeyi tek başına bir hedef olarak değil, millete hizmet etmek, milletin dertlerine derman olmak, toplumun talep ve ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli bir fırsat olarak gördük. İlk dönemimiz bozulan dengelerin düzeltilmesi, krizin yaralarının sarılması, güven ve istikrarın sağlanması dönemiydi. Attığımız adımlarla Türkiye ayakları üzerinde doğrulmaya, ileriye doğru yürümeye başladı. Umutlar büyüdü, Türkiye büyüdü, AK PARTi büyüdü, 22 Temmuz 2007’de bu kez çok daha büyük bir teveccühle 2. iktidar dönemimiz başladı. Çıraklık, kalfalık dönemlerimizde Türkiye’yi ilklerle tanıştırdık, tarihi başarılara imza attık. Küresel kriz en gelişmiş ülkeleri derinden sarsarken, Avrupa Birliği üyesi ülkeler küçülme rekorları kırarken, Türkiye büyüme rekorları kırdı. AK PARTi iktidarı bir yandan hizmet ederken, yatırım yaparken, Türkiye’ye önemli eserler kazandırırken, diğer yandan demokrasi açığını kapatmak için, hukuk devleti normlarını geliştirmek için, milletin iradesini yüceltmek, yükseltmek için çok ciddi kararlı bir mücadele ortaya koyduk. Milletin iradesine musallat olan çetelerle, karanlık odaklarla, vesayetçi anlayışlarla kararlı bir mücadele ortaya koyduk. Siyasetin normalleşmesi için, devlet millet arasına örülen duvarların yıkılması için büyük gayret sarf ettik. Bölgemizde siyasi krizler, iç çatışmalar, büyük çalkantılar yaşanırken Türkiye bir istikrar abidesi olarak yükseldi, örnek olarak gösterilen bir konuma ulaştı.
12 Haziran seçimi ise milletimizin teveccühünün daha da arttığı, özellikle Türkiye’de seçime katılan her 2 seçmenden 1’inin AK PARTi dediği, AK PARTi’nin daha da büyüdüğü, sorumluluğunun daha da arttığı bir seçim oldu. Şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmeliyim ki: 14 Ağustos 2001’de temeli ihlasla, samimiyetle, inançla atılan AK PARTi, 10 yıllık süreçte çürümeden, yozlaşmadan, bozulmadan, şımarmadan, kibirlenmeden bugünlere ulaşmıştır. AK PARTi 10 yıl önceki o hasbiliğini, ilk günkü heyecan ve coşkusunu hiçbir zaman kaybetmedi, tersine daha da çoğalttı. Bu sayede millet nezdinde itibarını katlayarak artırdı. Aziz milletimize sizlerin huzurunda kendilerinin kurduğu, sahibinin bizzat kendileri olduğu AK PARTi’ye sahip çıktıkları için bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum.
Seçim akşamı ifade ettim, burada bir kez daha altını çizmekte yarar görüyorum. Türkiye’de 3. döneminde oyunu artıran ilk parti olmak, yüzde 50’lere ulaşmak bizim sorumluluğumuzu kat be kat artırmıştır. 10 yıl boyunca kibirden büyük bir özenle sakındık, bundan sonra arkadaşlar çok daha fazla sakınacağız. Tevazuyu hiçbir zaman elden bırakmadık, bundan sonra da tevazuda toprak gibi olmaya, tevazuumuzu daha da artırmaya devam edeceğiz. Kimseye tepeden bakmadık, bakmayacağız. Nereden geldiğimizi asla unutmadık, unutmayacağız. Unutmayın, topraktan geldik, toprağa döneceğiz. Aslımıza, asaletimize, bizi bu makamlara taşıyan aziz milletimize, köklerimize, bizi biz eden hasletlerimize asla sırtımızı dönmeyeceğiz. Haktan, adaletten, özgürlükten, demokrasiden taviz vermeyeceğiz. 10 yıl boyunca olduğu gibi, bundan sonra da cesaretle hakkı savunmaya, hukuku savunmaya, özgürlük ve demokrasi mücadelesi etmeye devam edeceğiz. Allah’ın izniyle 10 yıl boyunca bu millete mahcup olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Buradan bir kez daha sizler adına, Grubum adına, bizlere oy veren vermeyen tüm vatandaşlarıma sesleniyorum, söz veriyoruz, söz verdik, emanetlerini yere düşürmeyeceğiz. 8,5 yıl boyunca olduğu gibi, önümüzdeki dönemde de Allah’ın izniyle başımız dönmeyecek, şımarmayacak, asla ve asla kibirlenmeyeceğiz. Bu kutsal emaneti onurla, şerefle, namusumuz bilerek taşıyacak, vakti zamanı geldiğinde de sahibine vakarla teslim edeceğiz.
Bu ilk istişare ve değerlendirme toplantımızda aziz milletimizle birlikte elde edilen başarıda en büyük pay sahibi olan AK PARTi Teşkilatını da yürekten kutluyorum. Genel Merkezimizden il başkanlıklarına, ilçe başkanlıklarından belde, mahalle, köy temsilciliklerine, baş müşahitlerden sandık müşahitlerine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Kadın Kolları Başkanlığımızı ve Teşkilatını, Gençlik Kolları Başkanlığımızı ve Gençlik Teşkilatını aynı şekilde tebrik ediyorum. Ana kademenin tüm birimlerini aynı şekilde kutluyorum. Seçim günü ve seçim sürecinde çalışmış tüm görevlilere, seçim güvenliğini sağlayan tüm güvenlik görevlisi kardeşlerimize aynı şekilde şükranlarımı sunuyorum.
Sevgili yol arkadaşlarım, AK PARTi’nin çok değerli milletvekilleri; 12 Haziran seçimlerinde milletin takdirine, tercihine, teveccühüne mazhar olan siz değerli kardeşlerimi de bu ilk buluşmamızda yürükten tebrik ediyorum. Sizler milletin vazife yüklediği, milletin emanetini omuzlamış, milletin iradesini, yetkisini emanet olarak almış kişilersiniz. Şunu hiçbir zaman aklınızdan, yüreğinizden, benliğinizden çıkarmayınız: Sizler, şahsım vekiliz, asıl olan millettir. Sizi bu makamlara millet getirmiştir. Millet bize en kutsal olan emanetlerden birini yüklemiştir. AK PARTili milletvekilleri olarak bu kutsal emanetin her an idrakinde olacağınızdan en ufak bir şüphe dahi duymuyorum. Aziz millet bize nasıl güvenip iradesini emanet ettiyse, ben de sizlere aynı derecede güveniyor, aynı derecede inanıyorum. Yeni vazifemiz hayırlı olsun, Allah utandırmasın diyorum.
Değerli kardeşlerim; belki bazılarınız gitmiş görmüştür, tarihin en büyük medeniyetlerinden birinin, Endülüs Devletinin Gırnata’da inşa ettiği muhteşem Elhamra Sarayının duvarlarında sultanların kibrini ve azametini engellemek maksadıyla şöyle bir ifade yazar: “Ve la galibe illallah” bu levhalar vardır. Yani “Allah’tan başka zafer sahibi yoktur.” Osmanlı cihan devleti Şeyh Edebali’nin şu nasihati üzerine bina edilmiştir: “Ey oğul, yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Nefsini yenmek en büyük zaferdir. Osman, geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.” Yunus Emre de, “seni de sigaya çeken bir Molla Kasım gelir” diyerek bu toprakları, bu toprakların inananlarını her zaman tevazuya çağırmıştır. Medeniyetimizin temel taşları olan bu öğütler, bu nasihatler, bu uyarılar AK PARTi’nin, bu hareketin de ilham kaynağı, referansı, mihenk noktası olmuştur. AK PARTi’nin milletvekillerinin de en belirgin vasfı yine tevazudur, böyle olmaktır.
12 Haziran akşamı seçim sandıklarının açılması sizin için bir son değil; tam tersine bir başlangıçtır. Bazıları bir sonraki seçime kadar milletle irtibatı koparacaktır. Bazıları bir sonraki sandığa kadar milletle gönül bağını askıya alacak, milleti ve tercihlerini rafa kaldıracaktır. Ama AK PARTi’nin milletvekilleri 11 Haziran günü nasıl ve ne kadar milletin içindeyse, bugün ve bundan sonra da aynı derecede milletin içinde olmaya devam edecektir, ben bunu görüyorum, buna inanıyorum. Önümüzdeki 4 yıl boyunca milletle irtibatınızın artarak devam etmesini sizlerdin rica ediyorum, yani milletle iç içe olacağız, hiçbir zaman milletten uzak olmayacağız, onların davetini beklemeyeceğiz, hep biz gideceğiz. Her fırsatta seçim bölgelerinize, ki biraz sonra kapalı toplantımızda bunları daha detaylı konuşacağız, özellikle illerinize gitmenizi, milletle kucaklaşmanızı, milletle gönül bağınızı daha da güçlendirmenizi sizlerden önemle istiyorum. Her ilimizdeki vatandaşımız vekilini ismen de, sureten de tanımalı, bilmeli, her arzu ettiğinde de vekiline ulaşabilmelidir. Şehrinin, ilçelerinin, köylerinin sorunlarını bilmeyen, tanımayan vekil AK PARTi kadroları arasında olamaz, olmamalıdır. Şehirlerinizde kamu idarecileriyle, sivil toplum örgütleriyle, kanaat önderleriyle, yerel basınla, tek tek vatandaşlarımızla tam bir uyum, koordinasyon ve iletişim içinde olmanız hayati derecede sevgili arkadaşlarım önemlidir. Aynı şekilde Teşkilatımızla da her kademede uyum içinde çalışacağınıza yürekten inanıyorum. Şunu unutmayın: Bizleri buraya taşıyan Teşkilatımızdır, öyleyse bu Teşkilatımıza naz olmaz, kibir olmaz. Öyleyse Teşkilatımız bize ne diyorsa, ne programlıyorsa bunu yerine getirmeliyiz. Görünümünüzle, üslubunuzla, nezaketinizle, meselelere vukufiyetinizle diğer tüm partilerden farklı olduğumuzu her zeminde göstereceğinizi biliyorum.
Sevgili kardeşlerim, değerli milletvekilleri; AK PARTi 12 Haziran seçimlerinde unutmayın tekrar 7 coğrafi bölgede, 7’sinde de 1. olan partidir. Bu demokrasi tarihinde Türkiye’nin yok, bu bize nasip oldu. AK PARTi 12 Haziran seçimlerinde de bir Türkiye partisi olduğunu açık ve net olarak ortaya koymuştur, en büyük özelliğimiz bu. Yani biz bir bölgenin partisi değiliz, biz bir etnik unsurun partisi değiliz. Biz ülkemizdeki tüm bölgelerin, tüm etnik unsurların, yani 74 milyonun partisi olduğumuzu milletimizle ispatladık, bu çok önemli bir şey. Ve 81 vilayetin 78’inden milletvekili çıkarmak, her bölgede 1. olmak izlediğimiz birlik siyasetinin bir sonucudur. Buradan aynı zamanda bu ülke aydınlarına sesleniyorum, bu ülkenin yazılı ve görsel medyasına sesleniyorum, seçim öncesi artık Güneydoğu’yu, Doğu’ya AK PARTi acaba terk mi ediyor, bırakıyor mu diyenlere sesleniyorum. İşte 12 Haziran seçimleri AK PARTi’nin hiçbir yeri ihmal etmediğini, terk etmediğini çok açık ve net göstermiştir. Bu aynı zamanda onların tekrar yanıldığının da ifadesidir. Çünkü onlar milletimizin gönül dünyasını okumuyorlar, gönül dünyasından çok uzaklar. Ama biz milletimizin gönül dünyasını okuyoruz, milletimizin nabzını dinliyoruz ve adımlarımızı da ona göre atıyoruz, attık, atacağız.
AK PARTi kendisine oy verenlere değil; 74 milyona gönlünü açan, herkesi aynı samimiyetle kucaklayan bir partidir. AK PARTi Hükümeti sadece kendisine oy vermiş olanların değil; 74 milyonun Hükümetidir. Aynı şekilde sizler de sadece sizi seçenlerin, sadece seçildiğiniz illerin değil; Türkiye’nin vekilleri, 74 milyonun vekillerisiniz. Biz bölenlerden, ayıranlardan, Türkiye haritasını renklere boyayanlardan olmadık, olmayacağız. Biz milletin tercihlerini aşağılayanlardan, millete tepeden bakanlardan, milletin takdirini küçümseyenlerden olmadık, olmayacağız. Milletin tercihini en az millet kadar aziz bilen bir partiyiz. Başımızın üzerindedir o tercihler. Biz bizi tercih etmeyenlere hiçbir zaman değişik yaftalar yakıştırmadık, yapıştırmadık, yakıştırmayacağız, yapıştırmayacağız. Birtakım sendromlar izafe etmeyiz biz, onlara değişik sıfatlar yakıştırmayız. Biz yüzde 50’nin tercihini ne kadar önemsiyorsak, diğer yüzde 50’nin tercihini de o kadar önemsiyoruz, saygı duyuyoruz. Bize oy verenlerin takdirini önemsediğimiz kadar, oy vermeyenlerin takdirini de önemsiyoruz. Oy vermeyen yüzde 50’ye birtakım sıfatlar ve sendromlar yakıştırmak yerine, biz açık açık, samimiyetle kendi özeleştirimizi yapıyoruz. Neden o yüzde 50’ye ulaşamadığımızın muhasebesini her an gündemimizde tutuyoruz. Acaba kendimizi anlatmakta bir eksiğimiz mi var diyerek her an aynaya bakıyoruz. Biz girdiğimiz her seçimden dersler çıkardık, seçmenin mesajını anlamaya çalıştık, empati yapmak, anlamaya çalışmak, oy vermeyenleri kucaklamaya çalışmak AK PARTi ile siyasi literatürümüzde anlam kazandı.
Seçim geceleri bizim için zafer coşkusunun gözümün döndüğü veya gözümüzün tamamen her tarafı döndürdüğü anlar olmadı. Dikkat edilirse biz sadece Genel Merkezimizin veya il merkezlerimizde yapılan bir kutlamayla işleri geçiştirdik, caddelere dökülmedik. Bu bir olgunluğun ifadesidir, bu bir anlayıştır. Seçim gecelerinde kibirle değil, tevazuuyla hareket ettik. Dışlayan, horlayan değil, kucaklayan olduk, neysek o olduk. Seçim öncesinde de, seçim gecesinde de, seçimden sonra da aynı çizgide yol yürüdük. 8,5 yıllık iktidarımız boyunca hiçbir zaman ayrımcılık yapmadık. Reformlarımız, icraatlarımız, yatırımlarımız, projelerimiz bizi seçenlere yönelik değil, değerli arkadaşlarım burası çok önemli, 74 milyonun tamamına yönelik olmuştur. Bu ilde bize oy çıkmadı, burada bize az oy var burada yatırımları yapmayalım, hayır. 780 bin kilometrekarelik bu vatan toprakları bizimdir. Her yere bizim hizmetimiz aynı oranda ulaşacaktır, ulaşmaya devam edecektir bunu böyle biliniz.
Bizimle dalga geçenler oldu, acaba filanca ile de üniversite yapacak mısınız diye. Üniversite yapıldı. Ama aynı kişiler kalkıp da şunu söyleyemediler, yanıldık diyemediler veya bırakın bir teşekkür ederiz diyemediler. Biz onların teşekkür etmemesini de zaten anlayışla karşıladık. Biz herkes için demokrasi istedik, bugün de herkes için demokrasi istiyoruz. Herkes için daha fazla özgürlük dedik, bugün bunu çok daha güçlü şekilde haykırıyoruz. Herkes için refah, herkesin için kalkınma mücadelesi verdik, vermeye de devam ediyoruz. Her bir ferdin yaşam tarzını, tercihlerini, inançlarını, değerlerini eşit derecede önemsedik, onlara eşit derecede saygı duyduk. Bu hissiyatımızı muhafaza ediyoruz. Ama çarşıda, pazarda farklı, kapının arkasında farklı konuşmadık. Çünkü bu bizim karakterimize yakışmazdı. 74 milyonun her bir ferdini devlet karşısında 1. sınıf vatandaş olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’yi büyütürken herkesle birlikte ve herkes için büyütüyor, Türkiye’nin itibarını artırırken, 74 milyonun itibarını düşünüyoruz. AK PARTi’nin 3. dönemi, tüm bu ilke, hedef ve arzularımızın çok daha güçlü şekilde hayat ve uygulama alanı bulacağı bir dönem olacaktır, bundan hiç kuşkum yoktur.
Biz bu dönemi ustalık dönemi olarak adlandırdık, bunu boşuna tespit etmedik. 12 Haziran seçimleriyle birlikte yeni bir sayfanın açıldığını, Türkiye’nin önünde yeni bir sürecin başladığını ifade ettik. Çok daha büyük bir gayretle çalışacağımızı, Türkiye’yi Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılına daha güçlü, itibarlı ve kalkınmış bir ülke olarak taşıyacağımızı ilan ettik. Şunu biliniz değerli arkadaşlarım: AK PARTi Grubu önceki dönemlerde olduğu gibi önümüzdeki dönemde de hukuktan, demokrasiden, özgürlükten, kardeşlikten yana olacaktır. AK PARTi istişare ve uzlaşmayı yine her şeyin üzerinde tutacak, ülkenin ve milletin çıkarlarını en güçlü şekilde muhafaza edecek ve büyütecektir. Şu hususun altını özellikle çiziyorum: Milli irade bizim için kutsaldır, muteberdir. Milli irade üzerinde vesayeti asla ve asla kabul etmedik, etmiyoruz. Milletin iradesinin tecellisi önünde hiçbir engeli bugüne kadar tanımadık, bundan sonra da tanımıyoruz. Zira biz vesayetle çarpışarak, siyaset mühendisliğine karşı çıkarak bugünlere geldik. Biz, bir şeylere rağmen buralara geldik, ama milletle beraber geldik. Biz, millet üzerindeki, millet iradesi üzerindeki gölgeleri tek tek kaldırarak bugünlere ulaştık. Milli irade dışındaki her müdahaleye karşı çıktık, göğüs gerdik, hukukun zorlanması, çarpıtılması, yetkilerin, sınırların aşılması karşısında sağduyulu olduk, kararlı ve cesur bir duruş sergiledik, çok büyük haksızlıklara maruz kaldık değerli arkadaşlarım. Hakkımızda muhtar bile olamaz diye manşetler atıldı. Şiir okuduğumuz için hüküm giydik. Bu şiir Talim Terbiye Kurulu’nun kayıtlarında, onların referansıyla kitaplara girmiş bir şiir olmasına rağmen. Sandıktan çıkan sonuçlar sorgulandı, gazete küpürleri delil olarak kullanıldı, Partimiz Parlamentonun yüzde 65’ine sahip olduğumuz zamanda kapatılmak istendi. Cumhurbaşkanı seçmemiz engellenmek istendi. Politikalarımız, tercihlerimiz, hassasiyetlerimiz sistemli ve örgütlü şekilde kara kampanyalara maruz bırakıldı. Değerlerimiz hiçe sayıldı. Çetelerin demokrasi dışı, hukuk dışı örgütlenmelerin hedefi haline getirildik. Komplolarla, çirkin senaryolarla, tahrik ve provokasyonlarla istikrar zedelenmek istendi. En güçlü olduğumuz dönemde bu darbe vurulmak istendi. Ve biz o yıl kayba uğradık. Aslında böyle bir şey olmamış olsaydı çok açık net söylüyorum, bugün kişi başına milli gelir 11 bin doların daha da üzerinde olacaktı, bunlar bizim açık hesaplarımızdır. Bizi yıpratmak adına, bu ülkenin kardeşliği, huzuru, birlik ve bütünlüğü bile hedef alındı, ama hiçbirine boyun eğmedik, hiçbirine eyvallah demedik. Biz bugüne kadar bize yapılmış haksızlıkların tamamını hukuk içinde, demokrasi içinde, meşruiyet içinde çözmenin gayreti içinde olduk. Beğenmediğimiz, eleştirdiğimiz düzenlemeler, uygulamalar oldu. Ama hukuk kurallarını hiçe saymadık, Anayasayı affınıza sığınıyorum, takmamazlık etmedik. Dayatmalarla, tehditlerle yol almaya çalışmadık ve biz oy tabanımızı, bize gönül verenleri sokaklara dökmedik. Herkese hukuk içinde her şeyi halledeceğiz dedik, demokrasinin güzelliği budur dedik. İleri demokrasi için, evrensel hukuk normlarına ulaşmak için büyük bedeller ödedik, büyük mücadeleler ortaya koyduk. Üzülerek ifade etmeliyim ki, tüm bu süreçlerde hep yalnız bırakıldık. Ana Muhalefeti, muhalefeti, sivil toplumu, medyası bizim demokrasi ve özgürlük mücadelemize gerekli desteği vermedi. Yılmadık, yıkılmadık, vazgeçmedik ve kararlılıkla mücadelemizi sürdürdük.
Bugün buradan dosta da, düşmana da bir kez daha ilan ediyorum, bugün AK PARTi’nin bu ilk istişari ve değerlendirme toplantısından tüm dünyaya sesleniyorum; milli irade üzerinde vesayeti kabul etmiyoruz. Demokrasi ve hukuk dışı uygulamalara asla tevessül etmiyor, asla göz yummuyoruz. Ancak en az bunun kadar hukukun zorlanmasını, hiçe sayılmasını, demokrasinin istismar edilmesini de tasvip etmiyor, bunu da asla onaylamıyoruz. Dayatmalarla, tehditlerle netice alınamayacağını çok iyi biliyoruz. Meclis’i boykot ederek, Meclis’in meşruiyetini tartışmaya açarak ulaşılabilecek bir hedef olmadığını çok iyi biliyoruz. Hukukun siyasallaştığından dert yanıp, hukuka siyasi müdahalede bulunulmasını istemenin ne kadar büyük tutarsızlık olduğunu, ne kadar vahim bir hata olduğunu çok iyi biliyoruz. Bilmeyenlere, bilmek istemeyenlere, kabul etmek istemeyenlere buradan bir kez daha duyuruyorum. Ekranları başında bizi izleyenlere bunu özellikle bir kez daha duyurmak istiyorum. Türkiye, bir hukuk devletidir. Üstelik bugün Türkiye, üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünün egemen olmaya başladığı bir ülkedir. Hukuka karşı imtiyaz talep etmek ne kadar yanlışsa, dayatmalarla oldu bitti yapmaya çalışmak da o kadar yanlıştır.
Yargının kararlarından dolayı doğrudan AK PARTi’yi itham edenler, Hükümeti itham edenler eski alışkanlıkları nüksedenlerdir. Onların zamanında, onların döneminde yargı, yasamadan veya yürütmeden talimatlar almış olabilir. Ama AK PARTi hükümetleri döneminde yargı, millet adına karar verir, hiç kimseden de emir ve talimat almaz. Hatırlatmak isterim ki, biz kendi iktidarımız döneminde kapatılma davasına maruz kalmış bir partiyiz. Parlamentonun yüzde 65’ine sahipken kapatılma davasına muhatap olmuş bir partiyiz. O durumda dahi mücadelemizi hukuk içinde verdik. Başka herhangi bir yola tevessül etmedik. Üstelik bugün milli iradeyi temsil ettiği söylenen ve terör örgütü kurmaktan yargılanan o yazarlar, AK PARTi’ye kapatılma davası açıldığı o süreçte ne diyorlardı biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; “yargı da milli iradedir” şeklinde yazılar kaleme aldılar, hepsi arşivimde var. Yasamanın da, yargının da milli iradeyi temsil ettiğini köşelerinde yazdılar. Dün milli iradeyi temsil eden yargı, bugün temsil etmiyor mu? Dün güya millet adına karar veren yargı, bugün millet adına karar vermiyor mu? AK PARTi iktidarını çoğunluğun azınlığa tahakkümü olarak sorgulamak isteyenler, acaba bugün azınlığın çoğunluğa tahakkümünü sorgulamayacak mı? Şu anda aradıkları bu, azınlık çoğunluğu tahakküm etsin, böyle bir şey olabilir mi? O zaman bu milletin iradesini biz nereye koyacağız? Ne diyorlar? Başbakan bu işi çözsün. Ben şimdi onlara sesleniyorum, Başbakan ne yapacak? Hakimleri, mahkemeleri arayıp talimat mı verecek? Başka iktidarlar döneminde bunlar yaşanmış olabilir, yaşandığını da biz çok iyi biliyoruz, bunlar kayıtlarımızda var. Ama bu kayıtlar onların anladığı manada kayıtlar değil. Bizim o dertlilerle neler çektiğimizi biliriz, konuştuk onlarla. Mağduriyetini yaşayanlar olarak biliriz biz. Ama bizim dönemimizde bunlar yaşanmaz ve yaşanmayacak. Yargı kararlarından dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeyenler, gelip de yemin etmeyenler yasama, yürütme, yargı güçlerinin ayrımını hala kabullenemeyenlerdir. Hiç kimsenin hukuku da, kanunları da hiçe sayma, yok sayma, çiğneme hakkı yoktur. Türkiye, muz cumhuriyeti değil; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Nasıl olsa kanunları esnetiriz, hukuku çiğneriz anlayışıyla sonuçları bilerek, ne olacağını bilerek, keyfice adaylar gösterenler bugün yargının kararlarına herkes kadar saygı duymakla mükelleftir.
Millet iradesiyle adalet duygusu karşı karşıya getirilemez. Milli iradenin yüceliğiyle hukukun üstünlüğü ilkesi çarpıştırılamaz. Demokrasi bu ikisini bir arada tutarak yükselir. Türkiye’nin karşılaştığı her sorun hepimizin ortak sorunudur. Sorun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, yani Türkiye’nin sorunudur. Dolayısıyla, çözüm de kaçınılmaz olarak ortak olacaktır. Muhalefet partileri sağduyu içinde hareket etmek, makul öneriler getirmek durumundadır. Tepkiyle, protestoyla, boykotla hiçbir yere varılamaz. Sorunları bu hale getirenlerin, sorunu derinleştirmek yerine daha serin kanlı davranmaları gerekir. Hem Meclis’e geleceksin, öbür taraftan oturacaksın, orada bulunacaksın ve ben yokum diyeceksin. Ben şimdi buradan sevgili milletime sesleniyorum; ey sevgili milletim, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında Genel Kurula girmek suretiyle geçici Başkanın da yoklamayı yaparken ismini andığı kişi Genel Kurulda olduğu halde onun yok demesini acaba hangi dürüstlük anlayışının içerisine sığdırıyorsunuz? Soruyorum, acaba dürüstlük kavramıyla yalan ne zamandan beri arkadaş oldular? En önde oturacaksın, ondan sonra kendini yok yazdıracaksın. Hani dürüsttü bunlar? Nasıl dürüstlük bu? Bu Ana Muhalefetin tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Geçici Başkanları önce yok yok dedi, baktılar ki büyük bir tarihi yanlış yapıyoruz hemen bir uyarı geldi. Arkadaşlarımın dikkatini çekmiştir, ondan sonra dikkat ederseniz yok demedi. Ama desen de demesen de bütün kameralarla tarih bu anı tespit etti. Hepiniz oradasınız ve kendinizi yok kaydettiriyorsunuz, bunu yutmazlar beyler, bunu tarih af etmez.
Açık söylüyorum, CHP ontolojik sorunlar içerisindedir. Dün sandığı, bugün Meclis’i boykot edenler bilsinler ki milli iradenin önündeki engel AK PARTi olmayacak, bizzat kendileri olacaktır. Millet bizlere de, muhalefet partilerine de, bağımsız milletvekillerine de boykot yetkisi değil, yasama yetkisi, yasa yapma yetkisi verdi. Şimdi millete ne diyecekler? Siz bana Meclis’e girmeyin dediniz, ben onun için girmedim mi diyecekler? Veya yasa yapma dediniz, onun için yasa yapmıyorum mu diyecekler? Değerli arkadaşlarım, milletin karşısında her geçen gün onlar itibar kaybına uğramaya devam edecekler. Anayasa, yasalar ve Meclis iç tüzüğü yasama çalışmalarının hiçbir engelle karşılaşmadan yürütülmesi konusunda Genel Kurula yetki veriyor. Biz normal şekilde çalışmalarımızı yürüteceğiz. Milletimizin beklentilerini ülkemizin ihtiyaçlarının karşılamak amacıyla önceki dönemlerde olduğu gibi Meclis’i çalıştırmaya devam edeceğiz. Muhalefetin hem mevcut sorunları, hem de ülkenin genel sorunlarını aşma noktasında sorunlu davranıp, yemin edip, Meclis çalışmalarına katılması en büyük arzumuzdur. Ama olmadı. Bu olmadığı taktirde milli iradenin boykot yoluyla engellenmesine de asla müsaade etmeyeceğiz.
Ben buradan milletimize tekrar sesleniyorum, bakınız muhalefet ister gelsin, ister gelmesin Parlamentonun çalışmasına mani bir hal yoktur. Ana Muhalefetin Genel Başkanı televizyon televizyon dolaşıyor. Biz olmadığımız sürece komisyonlar çalışmaz diyor. Maalesef inanın kılavuzu yanlış. Ve Parlamento hukukunu bilen yanında bir tane adamı yok, öyle geliyor bana. Çünkü demokrasinin özellikle Türkiye’deki bizim Parlamentomuzun çalışmasına yönelik iktidar güçlü kılınmıştır. Neden? Azınlık çoğunluğa tahakküm etmesin diye. Yani komisyon çalışmalarına muhalefet gelmediği zaman komisyon çalışmaz diye bir şey yok. Nitekim bizim bir komisyon çalışmamızda Ana Muhalefet komisyonu terk etti gitti ve Anayasa Mahkemesine götürdüler. Ne yaptı Anayasa Mahkemesi? Geri gönderdi. Bu ortada önümüzde delil olarak var. Ama bunu bildikleri halde hala aynı yollara başvuruyorlar. Ve televizyonda diyor ki, eğer biz komisyonlarda olmazsak komisyon çalışmaz. Sayın Kılıçdaroğlu, komisyon bal gibi çalışır. Yeter ki bizim arkadaşlarımızın katılımında bir eksiği olmasın. Herkes katılımını tam manasıyla ortaya koysun bak komisyon nasıl çalışıyor göreceksin. Meclis Divanı aynı şekilde çalışır, orada da yine iktidar sayısıyla her şey oluşturulmuştur. Ve burada da yine aynı şekilde bu divan oluşur ve Meclis çalışmalarına devam eder. Çünkü AK PARTi’nin sayısı bir İktidar Partisi olarak bugün toplantı yeter sayısı içinde, karar yeter sayısı içinde her şeye muktedir durumdadır. Ama gönlümüz istiyoruz ki, demokrasi muhalefetle güç kazanır, onun için sizin de orada olmanızı istiyoruz, bizim derdimiz o. Gelirsiniz veya gelmezsiniz o sizin bileceğiniz bir iş.
Değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi kendisine yeni sıfatını yakıştırmış, bununla birlikte ne yazık ki eski kafayla yola devam ediyor. CHP 1999 seçimlerinde milletin kendisini baraj altında bırakmasından gerekli mesajı almadı. 2002 seçimlerinde çıkan sonuç, CHP’nin mesajı okumasına yine vesile olmadı. 2007’de CHP’nin tavrı, politikası, tutumu millet tarafından çok net bir şekilde yine eleştirildi. Bu eleştiri sandığa da yansıdı. Ama CHP bu mesajı da ne yazık ki almadı. 12 Haziran 2011 seçimlerinin ardından da aynı basiretsizliğin devam ettiğini çok daha ağır bir şekilde görüyoruz. Milletin taktir ve tercihinin bir kez daha aşağılandığına, tahkir edildiğine üzülerek şahit oluyoruz. CHP’nin 1950 seçimlerindeki zihniyetinin aradan geçen 61 yılda bir nebze olsun değişmediğini, ilerleme kaydetmediğini anlıyoruz. Seçim sonuçlarının bir kez daha bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam, yüzde 60’ı aptal, beyinsiz gibi sıfatlarla, birtakım sendromlarla izah edenler tıpkı 60 yıl boyunca olduğu gibi bugün de milletle gönül bağı kuramayan, aynı dili konuşamayanlardır.
CHP’nin Meclis’e gelip yemin etmemesi, boykot kararı alması da işte aynen milli iradeye yönelik çarpık bakış açısının bir tezahürüdür. Biz yaşanan bu süreci en hafif itibariyle veya en hafif tabiriyle bir kafa karışıklığı olarak değerlendiriyoruz. CHP’nin bir an önce bu kafa karışıklığından, fikir karmaşasından, şaşkınlıktan kurtulup, Ana Muhalefet görevini devralmasını bekliyoruz. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, hiç kuşkusuz Meclis normal şekilde çalışacak, yasama görevini yerine getirecektir. Buna mani değerli arkadaşlarım hiçbir hal yoktur. İlk adım da Salı günü yeminle atılmıştır, bak Meclis çalışıyor demek ki. Hani çalıştırmazdınız, işte bak çalıştı, çalışıyor. Ancak ileri demokrasi de iktidar kadar, yapıcı ve kaliteli muhalefetin de elzem olduğunu biliyor, CHP ve diğer muhalefetten de biz bunu arzuluyoruz.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yılını değil, 2023 yılına kadarki dönemini şekillendirecek bir ustalık dönemine başladık. Geçtiğimiz yasama dönemlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisini nasıl azami ölçüde çalıştırıp millet için acil yasaları çıkardıysak, bu yeni dönemde de aynı gayretle çalışmaya devam edeceğiz. Balkanlardan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada kardeşlerimizin bizden beklentileri, umutları var. Hiçbirini görmezden, duymazdan, anlamazdan gelemeyiz. Tek başımıza da olsak, yalnız da bırakılsak, engellensek, yavaşlatılsak da biz milletin bize tevdi ettiği görevi en iyi şekilde yapacağız.
Değerli arkadaşlarım; milletimizin her bir ferdinin hayat kalitesini yükseltecek projelerimizi birer birer hayata geçireceğiz. Bunun için devamlılık noktasında hepinizin son derece hassas olacağına inanıyorum. İnanın bunu başarmak her milletvekili arkadaşımın emanete sahiplenmesi anlamına gelir. Sağduyu ve sabırla Meclis’i çalıştırarak ülke ve millet çıkarları peşinde emek sarf edeceğinizi, ter dökeceğinizi biliyorum. Millet en güzel hakemdir. Millet çalışanla çalışmayanı, sorun çözünle sorundan besleneni her zaman en net şekilde birbirinden ayırmayı bilmiştir. Biz her zamanki gibi yapıcı olacağız. Yapan tarafta, üreten, samimiyetle çalışan, kararlılıkla ve cesaretle çözün tarafta olacağız. Nezaket, zarafet, güzel Türkçe, tevazu bizim bu dönemde de hassasiyetle riayet edeceğimiz hususlar olacak. Türkiye’ye değerli arkadaşlarım, çok hizmetler verdik. Şimdi bu dönem Anadolu’yu dolaştığınızda hep bu eserleri göreceksiniz. Çünkü sadece inşallah ilinizin milletvekili olarak kalmayacaksınız. Yeri gelecek Grubumuz sizi Anadolu’nun değişik yerlerine de gönderecek. Deplase olacaksınız ve bu gidiş gelişlerde Anadolu’yu ne hale getirdiğimizi göreceksiniz. Her alanda; eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, adalette aklınıza ne gelirse, enerjide neler olduğunu göreceksiniz. Toplu konutta nasıl kentlerin değiştiğini göreceksiniz. Çok büyük eserler kazandırdık. Allah’ın izni, milletimizin desteği sizlerin gayretiyle inşallah şu ustalık döneminde o açıkladığımız dev projeleri süratle başlatacak ve yol haritasında 2015’e kadar bitenleri süratle bitireceğiz, devam edenler de zaten devam edecek.
Sözlerimin bu bölümünde biraz önce kısmen aktardığım Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihatini sizlere bir kez daha hatırlatmak istiyorum. “Oğul, insanlar vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs diken, benlik ve kibir engeldir oğul. Sakın ha, kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup, hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilerle, ehil kişilere danışarak tutasın. Danışırsan yol alırsın, danışmazsan yolda takılıp kalırsın oğul. Oğul güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin. Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin. Bir dem gelir, bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun. Bir dem gelir, yerdeki karıncaya mağlup olursun. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönmeyesin, çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap, sabırsız olmaz oğul, sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir. Sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Osman, sen bizim rüyamız, sen bizim devamız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun. Zümrüdü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun, yolun ebediyete kadar açık olsun.”
Bu duygularla, bu hissiyatla, bu nasihatlerle yolunuz, bahtınız ebediyete kadar açık olsun diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.
Geçtiğimiz yıl ilk çeyrekte gayri safi yurtiçi hasılamız 160 milyar dolar olmuştu. Bu yıl ise gayri safi milli hasılamız ilk çeyrekte 180 milyar 608 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu muhteşem gelişmenin, bu güzel haberin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah bu şekilde devam edecek ve 2008 seviyesi olan 742 milyar doları bu yıl sonunda da yakalayacak ve Allah’ın izniyle aşacağız. 2023 hedefimiz olan 2 trilyon dolar milli gelire de İnşallah bu ivmeyle devam edip ulaşacağız.
Değerli arkadaşlarım; Bismillah diyerek başladığımız bu ilk istişare ve değerlendirme toplantımızda Allah’tan yolumuzu, bahtımızı her daim açık tutmasını niyaz ediyorum. Bundan 10 yıl önce 14 Ağustos 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisini halis niyetlerle, samimi duygularla, inanç ve kararlılıkla çok büyük bir coşku ve heyecanla kurmuştuk. Bizim o günkü hissiyatımız kötü gidişe dur diyen milletimizin hissiyatıydı. O gündü heyecanımız “yeter, söz de, karar da milletindir” diyen halkımızın heyecanıydı. 3 Kasım 2002 seçimleri krizlerden yorgun düşen milletimizin AK PARTi’yi yönetime getirerek, sürece müdahale etmesi anlamını taşıyordu. Kuruluş aşamasından itibaren milletle birlikte yol yürüyen AK PARTi, milletin rotasından asla ayrılmadı, milletin hedef ve amaçlarından hiç sapmadı. Biz siyasetimizin varlık sebebini insana hizmet, millete hizmet olarak belirledik. Hiçbir ayrım gözetmeden bütün vatandaşlarımıza gönlümüzü açtık. Onların hissiyatına tercüman olmak için mücadele ettik. İktidara gelmeyi tek başına bir hedef olarak değil, millete hizmet etmek, milletin dertlerine derman olmak, toplumun talep ve ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli bir fırsat olarak gördük. İlk dönemimiz bozulan dengelerin düzeltilmesi, krizin yaralarının sarılması, güven ve istikrarın sağlanması dönemiydi. Attığımız adımlarla Türkiye ayakları üzerinde doğrulmaya, ileriye doğru yürümeye başladı. Umutlar büyüdü, Türkiye büyüdü, AK PARTi büyüdü, 22 Temmuz 2007’de bu kez çok daha büyük bir teveccühle 2. iktidar dönemimiz başladı. Çıraklık, kalfalık dönemlerimizde Türkiye’yi ilklerle tanıştırdık, tarihi başarılara imza attık. Küresel kriz en gelişmiş ülkeleri derinden sarsarken, Avrupa Birliği üyesi ülkeler küçülme rekorları kırarken, Türkiye büyüme rekorları kırdı. AK PARTi iktidarı bir yandan hizmet ederken, yatırım yaparken, Türkiye’ye önemli eserler kazandırırken, diğer yandan demokrasi açığını kapatmak için, hukuk devleti normlarını geliştirmek için, milletin iradesini yüceltmek, yükseltmek için çok ciddi kararlı bir mücadele ortaya koyduk. Milletin iradesine musallat olan çetelerle, karanlık odaklarla, vesayetçi anlayışlarla kararlı bir mücadele ortaya koyduk. Siyasetin normalleşmesi için, devlet millet arasına örülen duvarların yıkılması için büyük gayret sarf ettik. Bölgemizde siyasi krizler, iç çatışmalar, büyük çalkantılar yaşanırken Türkiye bir istikrar abidesi olarak yükseldi, örnek olarak gösterilen bir konuma ulaştı.
12 Haziran seçimi ise milletimizin teveccühünün daha da arttığı, özellikle Türkiye’de seçime katılan her 2 seçmenden 1’inin AK PARTi dediği, AK PARTi’nin daha da büyüdüğü, sorumluluğunun daha da arttığı bir seçim oldu. Şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmeliyim ki: 14 Ağustos 2001’de temeli ihlasla, samimiyetle, inançla atılan AK PARTi, 10 yıllık süreçte çürümeden, yozlaşmadan, bozulmadan, şımarmadan, kibirlenmeden bugünlere ulaşmıştır. AK PARTi 10 yıl önceki o hasbiliğini, ilk günkü heyecan ve coşkusunu hiçbir zaman kaybetmedi, tersine daha da çoğalttı. Bu sayede millet nezdinde itibarını katlayarak artırdı. Aziz milletimize sizlerin huzurunda kendilerinin kurduğu, sahibinin bizzat kendileri olduğu AK PARTi’ye sahip çıktıkları için bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum.
Seçim akşamı ifade ettim, burada bir kez daha altını çizmekte yarar görüyorum. Türkiye’de 3. döneminde oyunu artıran ilk parti olmak, yüzde 50’lere ulaşmak bizim sorumluluğumuzu kat be kat artırmıştır. 10 yıl boyunca kibirden büyük bir özenle sakındık, bundan sonra arkadaşlar çok daha fazla sakınacağız. Tevazuyu hiçbir zaman elden bırakmadık, bundan sonra da tevazuda toprak gibi olmaya, tevazuumuzu daha da artırmaya devam edeceğiz. Kimseye tepeden bakmadık, bakmayacağız. Nereden geldiğimizi asla unutmadık, unutmayacağız. Unutmayın, topraktan geldik, toprağa döneceğiz. Aslımıza, asaletimize, bizi bu makamlara taşıyan aziz milletimize, köklerimize, bizi biz eden hasletlerimize asla sırtımızı dönmeyeceğiz. Haktan, adaletten, özgürlükten, demokrasiden taviz vermeyeceğiz. 10 yıl boyunca olduğu gibi, bundan sonra da cesaretle hakkı savunmaya, hukuku savunmaya, özgürlük ve demokrasi mücadelesi etmeye devam edeceğiz. Allah’ın izniyle 10 yıl boyunca bu millete mahcup olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Buradan bir kez daha sizler adına, Grubum adına, bizlere oy veren vermeyen tüm vatandaşlarıma sesleniyorum, söz veriyoruz, söz verdik, emanetlerini yere düşürmeyeceğiz. 8,5 yıl boyunca olduğu gibi, önümüzdeki dönemde de Allah’ın izniyle başımız dönmeyecek, şımarmayacak, asla ve asla kibirlenmeyeceğiz. Bu kutsal emaneti onurla, şerefle, namusumuz bilerek taşıyacak, vakti zamanı geldiğinde de sahibine vakarla teslim edeceğiz.
Bu ilk istişare ve değerlendirme toplantımızda aziz milletimizle birlikte elde edilen başarıda en büyük pay sahibi olan AK PARTi Teşkilatını da yürekten kutluyorum. Genel Merkezimizden il başkanlıklarına, ilçe başkanlıklarından belde, mahalle, köy temsilciliklerine, baş müşahitlerden sandık müşahitlerine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Kadın Kolları Başkanlığımızı ve Teşkilatını, Gençlik Kolları Başkanlığımızı ve Gençlik Teşkilatını aynı şekilde tebrik ediyorum. Ana kademenin tüm birimlerini aynı şekilde kutluyorum. Seçim günü ve seçim sürecinde çalışmış tüm görevlilere, seçim güvenliğini sağlayan tüm güvenlik görevlisi kardeşlerimize aynı şekilde şükranlarımı sunuyorum.
Sevgili yol arkadaşlarım, AK PARTi’nin çok değerli milletvekilleri; 12 Haziran seçimlerinde milletin takdirine, tercihine, teveccühüne mazhar olan siz değerli kardeşlerimi de bu ilk buluşmamızda yürükten tebrik ediyorum. Sizler milletin vazife yüklediği, milletin emanetini omuzlamış, milletin iradesini, yetkisini emanet olarak almış kişilersiniz. Şunu hiçbir zaman aklınızdan, yüreğinizden, benliğinizden çıkarmayınız: Sizler, şahsım vekiliz, asıl olan millettir. Sizi bu makamlara millet getirmiştir. Millet bize en kutsal olan emanetlerden birini yüklemiştir. AK PARTili milletvekilleri olarak bu kutsal emanetin her an idrakinde olacağınızdan en ufak bir şüphe dahi duymuyorum. Aziz millet bize nasıl güvenip iradesini emanet ettiyse, ben de sizlere aynı derecede güveniyor, aynı derecede inanıyorum. Yeni vazifemiz hayırlı olsun, Allah utandırmasın diyorum.
Değerli kardeşlerim; belki bazılarınız gitmiş görmüştür, tarihin en büyük medeniyetlerinden birinin, Endülüs Devletinin Gırnata’da inşa ettiği muhteşem Elhamra Sarayının duvarlarında sultanların kibrini ve azametini engellemek maksadıyla şöyle bir ifade yazar: “Ve la galibe illallah” bu levhalar vardır. Yani “Allah’tan başka zafer sahibi yoktur.” Osmanlı cihan devleti Şeyh Edebali’nin şu nasihati üzerine bina edilmiştir: “Ey oğul, yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Nefsini yenmek en büyük zaferdir. Osman, geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.” Yunus Emre de, “seni de sigaya çeken bir Molla Kasım gelir” diyerek bu toprakları, bu toprakların inananlarını her zaman tevazuya çağırmıştır. Medeniyetimizin temel taşları olan bu öğütler, bu nasihatler, bu uyarılar AK PARTi’nin, bu hareketin de ilham kaynağı, referansı, mihenk noktası olmuştur. AK PARTi’nin milletvekillerinin de en belirgin vasfı yine tevazudur, böyle olmaktır.
12 Haziran akşamı seçim sandıklarının açılması sizin için bir son değil; tam tersine bir başlangıçtır. Bazıları bir sonraki seçime kadar milletle irtibatı koparacaktır. Bazıları bir sonraki sandığa kadar milletle gönül bağını askıya alacak, milleti ve tercihlerini rafa kaldıracaktır. Ama AK PARTi’nin milletvekilleri 11 Haziran günü nasıl ve ne kadar milletin içindeyse, bugün ve bundan sonra da aynı derecede milletin içinde olmaya devam edecektir, ben bunu görüyorum, buna inanıyorum. Önümüzdeki 4 yıl boyunca milletle irtibatınızın artarak devam etmesini sizlerdin rica ediyorum, yani milletle iç içe olacağız, hiçbir zaman milletten uzak olmayacağız, onların davetini beklemeyeceğiz, hep biz gideceğiz. Her fırsatta seçim bölgelerinize, ki biraz sonra kapalı toplantımızda bunları daha detaylı konuşacağız, özellikle illerinize gitmenizi, milletle kucaklaşmanızı, milletle gönül bağınızı daha da güçlendirmenizi sizlerden önemle istiyorum. Her ilimizdeki vatandaşımız vekilini ismen de, sureten de tanımalı, bilmeli, her arzu ettiğinde de vekiline ulaşabilmelidir. Şehrinin, ilçelerinin, köylerinin sorunlarını bilmeyen, tanımayan vekil AK PARTi kadroları arasında olamaz, olmamalıdır. Şehirlerinizde kamu idarecileriyle, sivil toplum örgütleriyle, kanaat önderleriyle, yerel basınla, tek tek vatandaşlarımızla tam bir uyum, koordinasyon ve iletişim içinde olmanız hayati derecede sevgili arkadaşlarım önemlidir. Aynı şekilde Teşkilatımızla da her kademede uyum içinde çalışacağınıza yürekten inanıyorum. Şunu unutmayın: Bizleri buraya taşıyan Teşkilatımızdır, öyleyse bu Teşkilatımıza naz olmaz, kibir olmaz. Öyleyse Teşkilatımız bize ne diyorsa, ne programlıyorsa bunu yerine getirmeliyiz. Görünümünüzle, üslubunuzla, nezaketinizle, meselelere vukufiyetinizle diğer tüm partilerden farklı olduğumuzu her zeminde göstereceğinizi biliyorum.
Sevgili kardeşlerim, değerli milletvekilleri; AK PARTi 12 Haziran seçimlerinde unutmayın tekrar 7 coğrafi bölgede, 7’sinde de 1. olan partidir. Bu demokrasi tarihinde Türkiye’nin yok, bu bize nasip oldu. AK PARTi 12 Haziran seçimlerinde de bir Türkiye partisi olduğunu açık ve net olarak ortaya koymuştur, en büyük özelliğimiz bu. Yani biz bir bölgenin partisi değiliz, biz bir etnik unsurun partisi değiliz. Biz ülkemizdeki tüm bölgelerin, tüm etnik unsurların, yani 74 milyonun partisi olduğumuzu milletimizle ispatladık, bu çok önemli bir şey. Ve 81 vilayetin 78’inden milletvekili çıkarmak, her bölgede 1. olmak izlediğimiz birlik siyasetinin bir sonucudur. Buradan aynı zamanda bu ülke aydınlarına sesleniyorum, bu ülkenin yazılı ve görsel medyasına sesleniyorum, seçim öncesi artık Güneydoğu’yu, Doğu’ya AK PARTi acaba terk mi ediyor, bırakıyor mu diyenlere sesleniyorum. İşte 12 Haziran seçimleri AK PARTi’nin hiçbir yeri ihmal etmediğini, terk etmediğini çok açık ve net göstermiştir. Bu aynı zamanda onların tekrar yanıldığının da ifadesidir. Çünkü onlar milletimizin gönül dünyasını okumuyorlar, gönül dünyasından çok uzaklar. Ama biz milletimizin gönül dünyasını okuyoruz, milletimizin nabzını dinliyoruz ve adımlarımızı da ona göre atıyoruz, attık, atacağız.
AK PARTi kendisine oy verenlere değil; 74 milyona gönlünü açan, herkesi aynı samimiyetle kucaklayan bir partidir. AK PARTi Hükümeti sadece kendisine oy vermiş olanların değil; 74 milyonun Hükümetidir. Aynı şekilde sizler de sadece sizi seçenlerin, sadece seçildiğiniz illerin değil; Türkiye’nin vekilleri, 74 milyonun vekillerisiniz. Biz bölenlerden, ayıranlardan, Türkiye haritasını renklere boyayanlardan olmadık, olmayacağız. Biz milletin tercihlerini aşağılayanlardan, millete tepeden bakanlardan, milletin takdirini küçümseyenlerden olmadık, olmayacağız. Milletin tercihini en az millet kadar aziz bilen bir partiyiz. Başımızın üzerindedir o tercihler. Biz bizi tercih etmeyenlere hiçbir zaman değişik yaftalar yakıştırmadık, yapıştırmadık, yakıştırmayacağız, yapıştırmayacağız. Birtakım sendromlar izafe etmeyiz biz, onlara değişik sıfatlar yakıştırmayız. Biz yüzde 50’nin tercihini ne kadar önemsiyorsak, diğer yüzde 50’nin tercihini de o kadar önemsiyoruz, saygı duyuyoruz. Bize oy verenlerin takdirini önemsediğimiz kadar, oy vermeyenlerin takdirini de önemsiyoruz. Oy vermeyen yüzde 50’ye birtakım sıfatlar ve sendromlar yakıştırmak yerine, biz açık açık, samimiyetle kendi özeleştirimizi yapıyoruz. Neden o yüzde 50’ye ulaşamadığımızın muhasebesini her an gündemimizde tutuyoruz. Acaba kendimizi anlatmakta bir eksiğimiz mi var diyerek her an aynaya bakıyoruz. Biz girdiğimiz her seçimden dersler çıkardık, seçmenin mesajını anlamaya çalıştık, empati yapmak, anlamaya çalışmak, oy vermeyenleri kucaklamaya çalışmak AK PARTi ile siyasi literatürümüzde anlam kazandı.
Seçim geceleri bizim için zafer coşkusunun gözümün döndüğü veya gözümüzün tamamen her tarafı döndürdüğü anlar olmadı. Dikkat edilirse biz sadece Genel Merkezimizin veya il merkezlerimizde yapılan bir kutlamayla işleri geçiştirdik, caddelere dökülmedik. Bu bir olgunluğun ifadesidir, bu bir anlayıştır. Seçim gecelerinde kibirle değil, tevazuuyla hareket ettik. Dışlayan, horlayan değil, kucaklayan olduk, neysek o olduk. Seçim öncesinde de, seçim gecesinde de, seçimden sonra da aynı çizgide yol yürüdük. 8,5 yıllık iktidarımız boyunca hiçbir zaman ayrımcılık yapmadık. Reformlarımız, icraatlarımız, yatırımlarımız, projelerimiz bizi seçenlere yönelik değil, değerli arkadaşlarım burası çok önemli, 74 milyonun tamamına yönelik olmuştur. Bu ilde bize oy çıkmadı, burada bize az oy var burada yatırımları yapmayalım, hayır. 780 bin kilometrekarelik bu vatan toprakları bizimdir. Her yere bizim hizmetimiz aynı oranda ulaşacaktır, ulaşmaya devam edecektir bunu böyle biliniz.
Bizimle dalga geçenler oldu, acaba filanca ile de üniversite yapacak mısınız diye. Üniversite yapıldı. Ama aynı kişiler kalkıp da şunu söyleyemediler, yanıldık diyemediler veya bırakın bir teşekkür ederiz diyemediler. Biz onların teşekkür etmemesini de zaten anlayışla karşıladık. Biz herkes için demokrasi istedik, bugün de herkes için demokrasi istiyoruz. Herkes için daha fazla özgürlük dedik, bugün bunu çok daha güçlü şekilde haykırıyoruz. Herkes için refah, herkesin için kalkınma mücadelesi verdik, vermeye de devam ediyoruz. Her bir ferdin yaşam tarzını, tercihlerini, inançlarını, değerlerini eşit derecede önemsedik, onlara eşit derecede saygı duyduk. Bu hissiyatımızı muhafaza ediyoruz. Ama çarşıda, pazarda farklı, kapının arkasında farklı konuşmadık. Çünkü bu bizim karakterimize yakışmazdı. 74 milyonun her bir ferdini devlet karşısında 1. sınıf vatandaş olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’yi büyütürken herkesle birlikte ve herkes için büyütüyor, Türkiye’nin itibarını artırırken, 74 milyonun itibarını düşünüyoruz. AK PARTi’nin 3. dönemi, tüm bu ilke, hedef ve arzularımızın çok daha güçlü şekilde hayat ve uygulama alanı bulacağı bir dönem olacaktır, bundan hiç kuşkum yoktur.
Biz bu dönemi ustalık dönemi olarak adlandırdık, bunu boşuna tespit etmedik. 12 Haziran seçimleriyle birlikte yeni bir sayfanın açıldığını, Türkiye’nin önünde yeni bir sürecin başladığını ifade ettik. Çok daha büyük bir gayretle çalışacağımızı, Türkiye’yi Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılına daha güçlü, itibarlı ve kalkınmış bir ülke olarak taşıyacağımızı ilan ettik. Şunu biliniz değerli arkadaşlarım: AK PARTi Grubu önceki dönemlerde olduğu gibi önümüzdeki dönemde de hukuktan, demokrasiden, özgürlükten, kardeşlikten yana olacaktır. AK PARTi istişare ve uzlaşmayı yine her şeyin üzerinde tutacak, ülkenin ve milletin çıkarlarını en güçlü şekilde muhafaza edecek ve büyütecektir. Şu hususun altını özellikle çiziyorum: Milli irade bizim için kutsaldır, muteberdir. Milli irade üzerinde vesayeti asla ve asla kabul etmedik, etmiyoruz. Milletin iradesinin tecellisi önünde hiçbir engeli bugüne kadar tanımadık, bundan sonra da tanımıyoruz. Zira biz vesayetle çarpışarak, siyaset mühendisliğine karşı çıkarak bugünlere geldik. Biz, bir şeylere rağmen buralara geldik, ama milletle beraber geldik. Biz, millet üzerindeki, millet iradesi üzerindeki gölgeleri tek tek kaldırarak bugünlere ulaştık. Milli irade dışındaki her müdahaleye karşı çıktık, göğüs gerdik, hukukun zorlanması, çarpıtılması, yetkilerin, sınırların aşılması karşısında sağduyulu olduk, kararlı ve cesur bir duruş sergiledik, çok büyük haksızlıklara maruz kaldık değerli arkadaşlarım. Hakkımızda muhtar bile olamaz diye manşetler atıldı. Şiir okuduğumuz için hüküm giydik. Bu şiir Talim Terbiye Kurulu’nun kayıtlarında, onların referansıyla kitaplara girmiş bir şiir olmasına rağmen. Sandıktan çıkan sonuçlar sorgulandı, gazete küpürleri delil olarak kullanıldı, Partimiz Parlamentonun yüzde 65’ine sahip olduğumuz zamanda kapatılmak istendi. Cumhurbaşkanı seçmemiz engellenmek istendi. Politikalarımız, tercihlerimiz, hassasiyetlerimiz sistemli ve örgütlü şekilde kara kampanyalara maruz bırakıldı. Değerlerimiz hiçe sayıldı. Çetelerin demokrasi dışı, hukuk dışı örgütlenmelerin hedefi haline getirildik. Komplolarla, çirkin senaryolarla, tahrik ve provokasyonlarla istikrar zedelenmek istendi. En güçlü olduğumuz dönemde bu darbe vurulmak istendi. Ve biz o yıl kayba uğradık. Aslında böyle bir şey olmamış olsaydı çok açık net söylüyorum, bugün kişi başına milli gelir 11 bin doların daha da üzerinde olacaktı, bunlar bizim açık hesaplarımızdır. Bizi yıpratmak adına, bu ülkenin kardeşliği, huzuru, birlik ve bütünlüğü bile hedef alındı, ama hiçbirine boyun eğmedik, hiçbirine eyvallah demedik. Biz bugüne kadar bize yapılmış haksızlıkların tamamını hukuk içinde, demokrasi içinde, meşruiyet içinde çözmenin gayreti içinde olduk. Beğenmediğimiz, eleştirdiğimiz düzenlemeler, uygulamalar oldu. Ama hukuk kurallarını hiçe saymadık, Anayasayı affınıza sığınıyorum, takmamazlık etmedik. Dayatmalarla, tehditlerle yol almaya çalışmadık ve biz oy tabanımızı, bize gönül verenleri sokaklara dökmedik. Herkese hukuk içinde her şeyi halledeceğiz dedik, demokrasinin güzelliği budur dedik. İleri demokrasi için, evrensel hukuk normlarına ulaşmak için büyük bedeller ödedik, büyük mücadeleler ortaya koyduk. Üzülerek ifade etmeliyim ki, tüm bu süreçlerde hep yalnız bırakıldık. Ana Muhalefeti, muhalefeti, sivil toplumu, medyası bizim demokrasi ve özgürlük mücadelemize gerekli desteği vermedi. Yılmadık, yıkılmadık, vazgeçmedik ve kararlılıkla mücadelemizi sürdürdük.
Bugün buradan dosta da, düşmana da bir kez daha ilan ediyorum, bugün AK PARTi’nin bu ilk istişari ve değerlendirme toplantısından tüm dünyaya sesleniyorum; milli irade üzerinde vesayeti kabul etmiyoruz. Demokrasi ve hukuk dışı uygulamalara asla tevessül etmiyor, asla göz yummuyoruz. Ancak en az bunun kadar hukukun zorlanmasını, hiçe sayılmasını, demokrasinin istismar edilmesini de tasvip etmiyor, bunu da asla onaylamıyoruz. Dayatmalarla, tehditlerle netice alınamayacağını çok iyi biliyoruz. Meclis’i boykot ederek, Meclis’in meşruiyetini tartışmaya açarak ulaşılabilecek bir hedef olmadığını çok iyi biliyoruz. Hukukun siyasallaştığından dert yanıp, hukuka siyasi müdahalede bulunulmasını istemenin ne kadar büyük tutarsızlık olduğunu, ne kadar vahim bir hata olduğunu çok iyi biliyoruz. Bilmeyenlere, bilmek istemeyenlere, kabul etmek istemeyenlere buradan bir kez daha duyuruyorum. Ekranları başında bizi izleyenlere bunu özellikle bir kez daha duyurmak istiyorum. Türkiye, bir hukuk devletidir. Üstelik bugün Türkiye, üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünün egemen olmaya başladığı bir ülkedir. Hukuka karşı imtiyaz talep etmek ne kadar yanlışsa, dayatmalarla oldu bitti yapmaya çalışmak da o kadar yanlıştır.
Yargının kararlarından dolayı doğrudan AK PARTi’yi itham edenler, Hükümeti itham edenler eski alışkanlıkları nüksedenlerdir. Onların zamanında, onların döneminde yargı, yasamadan veya yürütmeden talimatlar almış olabilir. Ama AK PARTi hükümetleri döneminde yargı, millet adına karar verir, hiç kimseden de emir ve talimat almaz. Hatırlatmak isterim ki, biz kendi iktidarımız döneminde kapatılma davasına maruz kalmış bir partiyiz. Parlamentonun yüzde 65’ine sahipken kapatılma davasına muhatap olmuş bir partiyiz. O durumda dahi mücadelemizi hukuk içinde verdik. Başka herhangi bir yola tevessül etmedik. Üstelik bugün milli iradeyi temsil ettiği söylenen ve terör örgütü kurmaktan yargılanan o yazarlar, AK PARTi’ye kapatılma davası açıldığı o süreçte ne diyorlardı biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; “yargı da milli iradedir” şeklinde yazılar kaleme aldılar, hepsi arşivimde var. Yasamanın da, yargının da milli iradeyi temsil ettiğini köşelerinde yazdılar. Dün milli iradeyi temsil eden yargı, bugün temsil etmiyor mu? Dün güya millet adına karar veren yargı, bugün millet adına karar vermiyor mu? AK PARTi iktidarını çoğunluğun azınlığa tahakkümü olarak sorgulamak isteyenler, acaba bugün azınlığın çoğunluğa tahakkümünü sorgulamayacak mı? Şu anda aradıkları bu, azınlık çoğunluğu tahakküm etsin, böyle bir şey olabilir mi? O zaman bu milletin iradesini biz nereye koyacağız? Ne diyorlar? Başbakan bu işi çözsün. Ben şimdi onlara sesleniyorum, Başbakan ne yapacak? Hakimleri, mahkemeleri arayıp talimat mı verecek? Başka iktidarlar döneminde bunlar yaşanmış olabilir, yaşandığını da biz çok iyi biliyoruz, bunlar kayıtlarımızda var. Ama bu kayıtlar onların anladığı manada kayıtlar değil. Bizim o dertlilerle neler çektiğimizi biliriz, konuştuk onlarla. Mağduriyetini yaşayanlar olarak biliriz biz. Ama bizim dönemimizde bunlar yaşanmaz ve yaşanmayacak. Yargı kararlarından dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeyenler, gelip de yemin etmeyenler yasama, yürütme, yargı güçlerinin ayrımını hala kabullenemeyenlerdir. Hiç kimsenin hukuku da, kanunları da hiçe sayma, yok sayma, çiğneme hakkı yoktur. Türkiye, muz cumhuriyeti değil; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Nasıl olsa kanunları esnetiriz, hukuku çiğneriz anlayışıyla sonuçları bilerek, ne olacağını bilerek, keyfice adaylar gösterenler bugün yargının kararlarına herkes kadar saygı duymakla mükelleftir.
Millet iradesiyle adalet duygusu karşı karşıya getirilemez. Milli iradenin yüceliğiyle hukukun üstünlüğü ilkesi çarpıştırılamaz. Demokrasi bu ikisini bir arada tutarak yükselir. Türkiye’nin karşılaştığı her sorun hepimizin ortak sorunudur. Sorun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, yani Türkiye’nin sorunudur. Dolayısıyla, çözüm de kaçınılmaz olarak ortak olacaktır. Muhalefet partileri sağduyu içinde hareket etmek, makul öneriler getirmek durumundadır. Tepkiyle, protestoyla, boykotla hiçbir yere varılamaz. Sorunları bu hale getirenlerin, sorunu derinleştirmek yerine daha serin kanlı davranmaları gerekir. Hem Meclis’e geleceksin, öbür taraftan oturacaksın, orada bulunacaksın ve ben yokum diyeceksin. Ben şimdi buradan sevgili milletime sesleniyorum; ey sevgili milletim, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında Genel Kurula girmek suretiyle geçici Başkanın da yoklamayı yaparken ismini andığı kişi Genel Kurulda olduğu halde onun yok demesini acaba hangi dürüstlük anlayışının içerisine sığdırıyorsunuz? Soruyorum, acaba dürüstlük kavramıyla yalan ne zamandan beri arkadaş oldular? En önde oturacaksın, ondan sonra kendini yok yazdıracaksın. Hani dürüsttü bunlar? Nasıl dürüstlük bu? Bu Ana Muhalefetin tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Geçici Başkanları önce yok yok dedi, baktılar ki büyük bir tarihi yanlış yapıyoruz hemen bir uyarı geldi. Arkadaşlarımın dikkatini çekmiştir, ondan sonra dikkat ederseniz yok demedi. Ama desen de demesen de bütün kameralarla tarih bu anı tespit etti. Hepiniz oradasınız ve kendinizi yok kaydettiriyorsunuz, bunu yutmazlar beyler, bunu tarih af etmez.
Açık söylüyorum, CHP ontolojik sorunlar içerisindedir. Dün sandığı, bugün Meclis’i boykot edenler bilsinler ki milli iradenin önündeki engel AK PARTi olmayacak, bizzat kendileri olacaktır. Millet bizlere de, muhalefet partilerine de, bağımsız milletvekillerine de boykot yetkisi değil, yasama yetkisi, yasa yapma yetkisi verdi. Şimdi millete ne diyecekler? Siz bana Meclis’e girmeyin dediniz, ben onun için girmedim mi diyecekler? Veya yasa yapma dediniz, onun için yasa yapmıyorum mu diyecekler? Değerli arkadaşlarım, milletin karşısında her geçen gün onlar itibar kaybına uğramaya devam edecekler. Anayasa, yasalar ve Meclis iç tüzüğü yasama çalışmalarının hiçbir engelle karşılaşmadan yürütülmesi konusunda Genel Kurula yetki veriyor. Biz normal şekilde çalışmalarımızı yürüteceğiz. Milletimizin beklentilerini ülkemizin ihtiyaçlarının karşılamak amacıyla önceki dönemlerde olduğu gibi Meclis’i çalıştırmaya devam edeceğiz. Muhalefetin hem mevcut sorunları, hem de ülkenin genel sorunlarını aşma noktasında sorunlu davranıp, yemin edip, Meclis çalışmalarına katılması en büyük arzumuzdur. Ama olmadı. Bu olmadığı taktirde milli iradenin boykot yoluyla engellenmesine de asla müsaade etmeyeceğiz.
Ben buradan milletimize tekrar sesleniyorum, bakınız muhalefet ister gelsin, ister gelmesin Parlamentonun çalışmasına mani bir hal yoktur. Ana Muhalefetin Genel Başkanı televizyon televizyon dolaşıyor. Biz olmadığımız sürece komisyonlar çalışmaz diyor. Maalesef inanın kılavuzu yanlış. Ve Parlamento hukukunu bilen yanında bir tane adamı yok, öyle geliyor bana. Çünkü demokrasinin özellikle Türkiye’deki bizim Parlamentomuzun çalışmasına yönelik iktidar güçlü kılınmıştır. Neden? Azınlık çoğunluğa tahakküm etmesin diye. Yani komisyon çalışmalarına muhalefet gelmediği zaman komisyon çalışmaz diye bir şey yok. Nitekim bizim bir komisyon çalışmamızda Ana Muhalefet komisyonu terk etti gitti ve Anayasa Mahkemesine götürdüler. Ne yaptı Anayasa Mahkemesi? Geri gönderdi. Bu ortada önümüzde delil olarak var. Ama bunu bildikleri halde hala aynı yollara başvuruyorlar. Ve televizyonda diyor ki, eğer biz komisyonlarda olmazsak komisyon çalışmaz. Sayın Kılıçdaroğlu, komisyon bal gibi çalışır. Yeter ki bizim arkadaşlarımızın katılımında bir eksiği olmasın. Herkes katılımını tam manasıyla ortaya koysun bak komisyon nasıl çalışıyor göreceksin. Meclis Divanı aynı şekilde çalışır, orada da yine iktidar sayısıyla her şey oluşturulmuştur. Ve burada da yine aynı şekilde bu divan oluşur ve Meclis çalışmalarına devam eder. Çünkü AK PARTi’nin sayısı bir İktidar Partisi olarak bugün toplantı yeter sayısı içinde, karar yeter sayısı içinde her şeye muktedir durumdadır. Ama gönlümüz istiyoruz ki, demokrasi muhalefetle güç kazanır, onun için sizin de orada olmanızı istiyoruz, bizim derdimiz o. Gelirsiniz veya gelmezsiniz o sizin bileceğiniz bir iş.
Değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi kendisine yeni sıfatını yakıştırmış, bununla birlikte ne yazık ki eski kafayla yola devam ediyor. CHP 1999 seçimlerinde milletin kendisini baraj altında bırakmasından gerekli mesajı almadı. 2002 seçimlerinde çıkan sonuç, CHP’nin mesajı okumasına yine vesile olmadı. 2007’de CHP’nin tavrı, politikası, tutumu millet tarafından çok net bir şekilde yine eleştirildi. Bu eleştiri sandığa da yansıdı. Ama CHP bu mesajı da ne yazık ki almadı. 12 Haziran 2011 seçimlerinin ardından da aynı basiretsizliğin devam ettiğini çok daha ağır bir şekilde görüyoruz. Milletin taktir ve tercihinin bir kez daha aşağılandığına, tahkir edildiğine üzülerek şahit oluyoruz. CHP’nin 1950 seçimlerindeki zihniyetinin aradan geçen 61 yılda bir nebze olsun değişmediğini, ilerleme kaydetmediğini anlıyoruz. Seçim sonuçlarının bir kez daha bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam, yüzde 60’ı aptal, beyinsiz gibi sıfatlarla, birtakım sendromlarla izah edenler tıpkı 60 yıl boyunca olduğu gibi bugün de milletle gönül bağı kuramayan, aynı dili konuşamayanlardır.
CHP’nin Meclis’e gelip yemin etmemesi, boykot kararı alması da işte aynen milli iradeye yönelik çarpık bakış açısının bir tezahürüdür. Biz yaşanan bu süreci en hafif itibariyle veya en hafif tabiriyle bir kafa karışıklığı olarak değerlendiriyoruz. CHP’nin bir an önce bu kafa karışıklığından, fikir karmaşasından, şaşkınlıktan kurtulup, Ana Muhalefet görevini devralmasını bekliyoruz. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, hiç kuşkusuz Meclis normal şekilde çalışacak, yasama görevini yerine getirecektir. Buna mani değerli arkadaşlarım hiçbir hal yoktur. İlk adım da Salı günü yeminle atılmıştır, bak Meclis çalışıyor demek ki. Hani çalıştırmazdınız, işte bak çalıştı, çalışıyor. Ancak ileri demokrasi de iktidar kadar, yapıcı ve kaliteli muhalefetin de elzem olduğunu biliyor, CHP ve diğer muhalefetten de biz bunu arzuluyoruz.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yılını değil, 2023 yılına kadarki dönemini şekillendirecek bir ustalık dönemine başladık. Geçtiğimiz yasama dönemlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisini nasıl azami ölçüde çalıştırıp millet için acil yasaları çıkardıysak, bu yeni dönemde de aynı gayretle çalışmaya devam edeceğiz. Balkanlardan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada kardeşlerimizin bizden beklentileri, umutları var. Hiçbirini görmezden, duymazdan, anlamazdan gelemeyiz. Tek başımıza da olsak, yalnız da bırakılsak, engellensek, yavaşlatılsak da biz milletin bize tevdi ettiği görevi en iyi şekilde yapacağız.
Değerli arkadaşlarım; milletimizin her bir ferdinin hayat kalitesini yükseltecek projelerimizi birer birer hayata geçireceğiz. Bunun için devamlılık noktasında hepinizin son derece hassas olacağına inanıyorum. İnanın bunu başarmak her milletvekili arkadaşımın emanete sahiplenmesi anlamına gelir. Sağduyu ve sabırla Meclis’i çalıştırarak ülke ve millet çıkarları peşinde emek sarf edeceğinizi, ter dökeceğinizi biliyorum. Millet en güzel hakemdir. Millet çalışanla çalışmayanı, sorun çözünle sorundan besleneni her zaman en net şekilde birbirinden ayırmayı bilmiştir. Biz her zamanki gibi yapıcı olacağız. Yapan tarafta, üreten, samimiyetle çalışan, kararlılıkla ve cesaretle çözün tarafta olacağız. Nezaket, zarafet, güzel Türkçe, tevazu bizim bu dönemde de hassasiyetle riayet edeceğimiz hususlar olacak. Türkiye’ye değerli arkadaşlarım, çok hizmetler verdik. Şimdi bu dönem Anadolu’yu dolaştığınızda hep bu eserleri göreceksiniz. Çünkü sadece inşallah ilinizin milletvekili olarak kalmayacaksınız. Yeri gelecek Grubumuz sizi Anadolu’nun değişik yerlerine de gönderecek. Deplase olacaksınız ve bu gidiş gelişlerde Anadolu’yu ne hale getirdiğimizi göreceksiniz. Her alanda; eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, adalette aklınıza ne gelirse, enerjide neler olduğunu göreceksiniz. Toplu konutta nasıl kentlerin değiştiğini göreceksiniz. Çok büyük eserler kazandırdık. Allah’ın izni, milletimizin desteği sizlerin gayretiyle inşallah şu ustalık döneminde o açıkladığımız dev projeleri süratle başlatacak ve yol haritasında 2015’e kadar bitenleri süratle bitireceğiz, devam edenler de zaten devam edecek.
Sözlerimin bu bölümünde biraz önce kısmen aktardığım Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihatini sizlere bir kez daha hatırlatmak istiyorum. “Oğul, insanlar vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs diken, benlik ve kibir engeldir oğul. Sakın ha, kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup, hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilerle, ehil kişilere danışarak tutasın. Danışırsan yol alırsın, danışmazsan yolda takılıp kalırsın oğul. Oğul güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin. Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin. Bir dem gelir, bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun. Bir dem gelir, yerdeki karıncaya mağlup olursun. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönmeyesin, çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap, sabırsız olmaz oğul, sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir. Sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Osman, sen bizim rüyamız, sen bizim devamız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun. Zümrüdü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun, yolun ebediyete kadar açık olsun.”
Bu duygularla, bu hissiyatla, bu nasihatlerle yolunuz, bahtınız ebediyete kadar açık olsun diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.
0 yorum: